Bir Sevdadır Gencek

 


Yer ile göğün, yüksek dağlar ile derin vadilerin arasındaki ulaşılmazlığın, doğal ve sert engellerin aşıldığı yemyeşil ve eşsiz bir yayladır Gencek. Heybetli Toros Dağları’nın arasında ihtişamla duran ve henüz keşfedilmemiş cennetten bir köşedir Gencek.

Toros Dağları’nın zirvelerine inat, insan sıcaklığı var Gencek’te. Küçük sokak aralarında; tarla, bağ ve bahçe işlerinden, odun taşımaktan elleri nasırlaşmış ebelerin, anaların, teyzelerin tebessümlerinde bulursun huzuru. Gönlüne muhabetin en güzelini salıverir yürekleri. Sıcacık, içten ve samimi. Bir yağ övmesi, yanında akçakatık, bir de gara çaydanlık; yeter koca bir ömüre. Dalar gidersin, ateşte pişen çayın deminde. Geri gelmemecesine. Bir huzur sığınağıdır orası, huzur var Gencek Dağı’nın eteklerinde.

            Hele bir kış gelsin, Toros Dağları beyaz gelinliğini bir giysin; beyaz karların altında yeşilin en koyu, en tatlı rengini görürsünüz Gencek Dağı’nda. Bir gocuk, bir bıçak, bir tüfek ve bir de tazı köpeği olsun yanında. Av çantan sırtında, yürüyecek patika yol ararsın karlarda. Kurt sesleriyle ürperse de yüreğin, ladin ve kara çam ağaçlarının arasında, sıcacık bir yuva gibi hissedersin Gencek Dağı’nı.

Gencek’i seyredersin Gelin Kaya’dan. Odun ve kömür kokusu, derken üfül üfül tarhana kokuları gelir burnuna. Ateşe koşan kelebekler gibi, açtığın patika yollardan akıverirsin aşağıya. Yokuş yollarda, özgürlüğün başlangıcını yaşar, naylon üstünde kayan çocuklar.


        Karlar erir, buzlar erir, geçip gider kara kış. Erimiş kar suları derecikler oluşturur, akar şırıl şırıl. Kardelenler, salep çiçekleri, bembeyaz kar çiçekleri boy verir karların arasından. Mezarlıkta turuncudur, harımlarda kırmızı; kendiliğinden yetişir gelincik çiçekleri. Eşek dikeninde bile asalet var. Açan çiğdemler, sümbüller, nergizler, menekçeler, güller, lavantalar, papatyalar  ve gelincikler cennete çevirir kırları. Yere basmaya kıyamazsın. Çiğdemden çiğdeme koşar çocuklar. Koklamaya doyamazsın.

        Avrıl apışır, sığırlar ota yapışır.Yapışırsa yapışır, yapışmazsa bir büküm ekmek, bir burma ot, bir köfün saman gelir. Hıdırellezle güler yüzler,  parlar gözler, göğerir bahçeler bağlar. Gelir bahar, şenlenir dağlar. Keçiler davara, inekler sığırlara katılır. Sırayla çobanlık, ayda bir gün keşik var.


Ak Dağ'dan doğan güneş, Anamas Dağı’ndan veda eder sana. Sevdiğinin gözlerine bakarsın tan kızıllığında. Yeni aşklara sahne olur muyarlar. Yare iltifat bile farklıdır burada. Bir sevdadır Gencek! Gönül koyma yarim, bir çay koy bana. Gencek kadar hastayım sana.


Maviden turkuaza, turkuazdan yeşile çalan rengiyle, Gencek’in silüeti düşer Gencek Göleti’ne. Kızılın ışıltısıyla rengarenk kesilir sular. Seki’de sığırcık sesi, Asar’da kırlangıç, Keklük Suyu’nda keklik öter, Sorkun’da garatoyuk. Gencek Dağı’nda türkü söyler kuşlar. Ev saçaklarında uğuldar güvercinler, dut ağaçlarından ses verir kargalar. Görüntüde ahenk, sesinde huzur var.

Haziran’da yakar sıcaklar. Temmuz’da üzüm üzüme bakar. Ağustos’da lak lak öter leylekler. Ağustos girdi kış yakın der, göçer giderler. Bastırınca yazın bunaltıcı sıcakları, çatlamış topraklara türkü söyler rüzgarlar. Halinden memnundur karıncalar, ninni çeker cır cır böcekleri. Sararır ekin başakları. Samana döner gazel olur otlar. Güneşle aynı renk olur toprak. Sıcak mı sıcak. Üflemek bile sanki yakacak. Şehirdekiler yaylaya mı çıkacak! Turşusu kurulmuş bahar gibidir burası. Yemyeşil çam ağaçları, üfül üfül ve serin mi serindir yamaçları. Rüzgarın bile terk edemediği, güneşin bırakıp da gidemediği yerdir burası.


Gecesi dinlendirir, gündüzü şenlendirir insanı. Yürürken iki katlı taş düğmeli evlerin arasında, geçmiş zamanı hatırlarsın daracık, taş sokaklarda. Yokuşunu çıkarken hayatın zirvesine çıkarsın sanki. Komşuluk ilişkisini, dayanışmayı, güveni hissedersin kaldırımlarda. Huzur bulursun sokaklarda. Tarhanalar, erişteler, bulgurlar hazırlanır, yufka ekmekler, kaba ekmekler, kömbeler pişirilir imece usulü. Kadınların kış hazırlıkları çarpar gözüne, kurutulmuş sebzelerin süs olduğu balkonlarda. Buram buram gelir burnuna, saç üstünden yeni alnımış ekmeğin kokusu. Gencek’in sırlı tarihini anlatır, rüzgar uğultuları...

Nasırlı elleri ile; halısını, kilimini, heybesini, sicimini, urganını dokuyan şalvar giyen anaları arar gözler. Bastonuna yaslanıp oturan dedeleri, zikirle eğrik eğiren ebeleri özler kalpler. Meleyen oğlakların, keçilerin, bir de süt sağan bacıların sesleri yankılnır kulaklarda. Ekinin, otun, harmanın, ekmeğin, aşın, hatta ömürün paylaşıldığı yıllar gelir hatırlara. Adaçayıyla, kekik kokusuyla zor dağılır efkarın.


Eylül’de başlar ikindi yağmurları. Ekim’de dökülür yapraklar. Bozulur bağlar. Ortaya çıkar şarapana olukları. Söylenir türküler, ezilir üzümler, süzülür şıralar. Heyecanla beklenir, kaynayan pekmez leğenleri. Her dem demli olur çaylar; doyulmaz sohbete. Eski hatıralara ritim tutar odun çıtırtıları. Korda kıtır kıtır olur tarhanalar. Yemekte haşlanmış söğüş, kızartılmış mısır veya haşlanmış patlıcan var. İsteyen közde soğan, isteyen kumpir pişirir, arasına yeşil soğan sarar. Hem şükür ve kanaat, hem bereket; bir de mahallede pekmez nöbeti var.


        Ezan sesiyle şenlenir; Gelin Gaya ile Gavur (Kıpçak) Kale arası.; Kıpçak’ın Sarı’sı, Oğuz’un Kara’sı; beş ana oymağın atası Kençekler’in vatanıdır, on bin yıllık Türk yurdudur, son kaledir burası. Hem Yörük, hem Türkmen balası. Kutsal sular akar; kırk gözlü sarnıçlardan, hayrat çeşmelerden, muyarlardan. Avuç içine, gönül köşesine sığan bu köy, tarih kadar şanlıyım, buradayım diye haykırır Akdağ’ın başından. Binlerce yıllık tarihin ve kültürün izleri vardır, beş gardaşın sırları vardır Gencek’te.

Yani sözün özü; bazı şeyleri anlatamazsın! Bir gün gelirsin Gencek’e, doya doya yaşarsın! Anlarsın.

Mesela bostan sularsın, çapa yaparsın, ot ayıklarsın. Fasulye toplarsın. Hatta çilek toplar reçel yaparsın. İçersin keçi sütünü, yoğurt yaparsın. Akça katığı unutursan bir yanın boş kalır mesela. Kaparsın tüfeğini, dolaşırsın dağlarda. Gezersin ormanda. Yürürsün kırlarda. Acı yavşan, adaçayı, salep, kekik toplarsın. Hep tavşan kanıdır çay burda. Göbek mi buldun, bayram yaparsın.


    Odun kırar, çıra toplarsın. Önce bağ bozarsın türküler eşliğinde. Sonra kaynar kazanlar, pekmez yaparsın. Kışın pekmezi karla, yazın tahinle yersin. Olmadı karıştırırsın yoğurtla. Kurumuşsa üzüm, güler yüzün. Bulgurun yanına sirke koyarsın. Heyre ile ısınır gönlün. Tarhanalar kıtır kıtır...

Papara, bulamaç, keşkekle doyarsın. Keşik sendeyse çoban olursun; ya keçilere, ya sığırlara. Süt sağarsın ılkı vakti. İzlersin emişen oğlakları. Ekin tarlasında yanar, sarnıçlara koşarsın. İçersin buz gibi suları. Taa gelmişlerin, geçmişlerin tuhuna değercesine. Harman yerinde yüzleşirsin nefsinle. Uzun sürerse karpuz kesersin. Sen emek verirsin toprağa, toprak hayat verir, huzur verir sana.

Beş Gardaş’dan öteyi gurbet sayarsın. Ölenle ölür, gülenle gülersin. Bayram arefesinde mezarlığa, bayramda atalarına gidersin. Baba evinde diz çökersin. Dinlenir ruhun, kalbin, aklın ve bedenin. Sevginin özünü görür, evlatlığı, gardaşlığı burda yaşarsın.

Bir gün gelirsin Gencek’e. Hayallerde bulursun kendini. Dolaşırsın hatıralarda. Dalar gidersin, tarihin sırlı sayfalarına. Yanık bir türkü olur hayat. Özledikçe söylersin.

Bir gün gelirsin Gencek’e. Toprakta hazırdır yerin. İki metre kadar derin. Dostlarını gözlersin. Yalan olur hayat. Selvileri dinlersin...

 Yusuf Avcu, Gencek Kençek

Fotoğraflar: Yusuf Avcu, Selahattin Özer, Süleyman Güllü, Mehmet Ada, Ramazan Güllü

Yorumlar