Böyük İsgəndər Türk’tür: Tarihin Yazdığı mı, Hafızanın Sakladığı mı?



Tarih bazen mermer kitabelere kazınır.

Bazen paraya basılır.

Bazen de halkın dilinde saklanır.


Büyük İskender’in kimliği meselesi tam da bu üç alanın kesiştiği yerde durur.


Akademik tarih onu Makedonya kralı, Antik Yunan dünyasının en büyük fatihlerinden biri olarak kabul eder. Ancak Kafkasya ve Orta Asya anlatılarında farklı bir çizgi vardır: İskender’in kökeninin İskit–Saka dünyasına dayandığı, hatta Türk boylarıyla bağının bulunduğu iddia edilir.


Bu iddiaların dayanaklarından biri de bastırdığı paralardaki sembollerdir.


Bazı Makedon tetradrahmilerinde, Herakles ve Zeus tasvirlerinin yanında küçük işaretler ve monogramlar yer alır. Alternatif yorumlara göre bu işaretlerden bazıları Oğuzların Kayı boyu damgasınabenzemektedir. Kartal sembolü ve altındaki Kayı tamgası net bir şekilde görülebilmektedir. 


Kayı damgası; iki ok ve ortadaki çizgiden oluşan sade ama güçlü bir işarettir. Bu benzerlik üzerinden şu yorum yapılır:

Damga kültürü Türklerde çok eskidir.

İskit–Saka dünyasında sembolik işaret geleneği vardır.

Massagetler (Massagetae) bu dünyanın önemli bir koludur.

Macedon ismi, Massaget ile ilişkilendirilebilir.


MaceDon → Massaget Don/ On

Massaget → Ma-Sak → Ay Sakaları


Bu okuma akademik tarih tarafından kabul edilmiş değildir. Nümizmatik çalışmalar bu sembolleri genellikle darphane işareti ya da yönetimsel monogram olarak açıklar. Ancak halk hafızasında semboller sadece işaret değil, kimliktir.


Ve kimlik, bazen tarih kitaplarından daha uzun yaşar.


İskender İsmi Ne Söyler?


Senin ortaya koyduğun çözümleme şu yapı üzerine kuruluyor:


İs – Ken – Der

İs : İskit

Ken: Tanrının birlik enerjisi / Kendi / Kençek / Kenger / Kangar

Der (Er) : Er, asker, alp

Ar : Töre


Eski Türkçede a ve e seslerinin tek kökten türediği kabul edilir. Bu nedenle:


İsKenDer -  İsKenGer


KenGer- Kangar - Kenger


Bu çizgi, ismi doğrudan bir soy ve boy bağlantısına oturtur.


Kangar – Kenger – Sümer Bağı


Kangar / Kenger adı hem Sümerlerle hem de erken Türk federatif yapılarıyla ilişkilendirilir.


Kimi alternatif tarih tezlerinde:

Kenger → Sümerlerin asıl adı

Kangar → Göktürk öncesi federatif Türk birliği

KanGar Union (Makedonya bölgesinde kurulduğu iddia edilen yapı) → Aynı soy zincirinin devamı şeklinde bir süreklilik kurgulanır.


Burada kelime kökleri şöyle yorumlanır:

KENg : Su yolu / soy yolu

KANg: Kaya

Er: Asker

Ar: Töre


Bu durumda:


İsKenGer = İskit Soyunun Töreli Askeri


gibi sembolik bir anlam çıkar.


Bu çözümleme akademik dilbilim tarafından kabul edilmiş değildir; ancak kültürel-mitik okuma olarak güçlü bir anlatı üretir.


Bas – İl – Us

Baş / Bas → Önder, lider

İl / El → Devlet, topluluk

Us / Uz / Oğuz → Boy birliği


Bu okumaya göre “Basileus”:


Baş-İl-Us → Baş Oğuz İl’i

yani Oğuzların başındaki devletli lider anlamına sembolik olarak bağlanır.


Dilbilim bunu kabul etmez.

Ama kültürel hafıza, kelimeleri bazen kendi kodlarıyla çözer.


Türk boy geleneğinde:

Baş liderdir.

İl devlettir.

Oğuz federatif boy birliğidir.


Bu üç kavram birleştiğinde ortaya çıkan yapı tam bir devlet tarifidir.


Dolayısıyla bu okuma, filolojik değil; kavramsal ve sembolik bir okumadır.


Nizami Gəncəvi ve İsgəndərnamə


12. yüzyılda yaşayan Nizami Gəncəvi, İsgəndərnamə adlı eserinde İskender’i yalnızca bir fatih olarak değil, hikmet sahibi bir hükümdar olarak anlatır.


Eserin başında şu yaklaşımı dile getirir


“Tarihçilerin yazdıklarını, ona ait rivayetleri okudum; yalanları ayıkladım, hakikatleri yazdım.”


Avrupa tarihçiliği bu eseri edebî bir destan olarak görür. Fakat Kafkasya kültür havzasında bu eser, tarihî hafızanın bir parçasıdır.


İsgəndərnamə’de İskender’in Kafkasya’ya gelişi bir işgal değil, bir yakınlık çerçevesinde anlatılır. Rivayete göre o, ata yurdunu görmek için gelmiştir.


Anlatıya göre II. Filip kızını Alban Hristiyan Türk hükümdarına vermiş, ancak kız geri gönderilmiştir. Yunan kültüründe boşanma ayıp sayıldığı için soy meselesi örtülmüş, gerçek bağ gizli kalmıştır. İskender’in annesinin ona hakikati söylediği ve bu nedenle Kafkasya’ya savaş için değil, köklerini görmek için geldiği iddia edilir.


Bu anlatı akademik tarih tarafından kabul edilmez. Ancak halk hafızasında güçlüdür.


Demir Set ve Kıpçak Bağı


İsgəndərnamə’de İskender’in dağlar arasındaki geçitleri demir ve bakırı eriterek kapattığı anlatılır. Bu anlatı Kur’an’daki Zülkarneyn kıssasıyla da ilişkilendirilir.


Eserde İskender’in Kıpçak Türkleriyle dostane ilişkisi vurgulanır. Onları kuzeyden gelen talancı ordulardan korumak için set yaptığı ifade edilir.


Burada İskender bir işgalci değil, bir muhafızdır.


Tarih mi, Resmî Metin mi, Halk Hafızası mı?


Akademik tarih, kanıt ister. Sözlü tarih, hafıza taşır. Efsane, kimlik üretir.


Büyük İskender’in Türk olduğu iddiası akademik çevrelerde kabul görmez. Ancak şu soru ortada durur:


Neden Kafkasya ve Orta Asya anlatıları onu kendi tarihinin bir parçası olarak görür?


Çünkü büyük figürler yalnızca tarihî şahsiyet değildir; medeniyetlerin aynasıdır.


Paralardaki semboller, etimolojik benzerlikler, Nizami’nin anlatısı, Kafkasya hafızası… Bunların her biri ayrı bir katmandır.


Belki mesele “İskender gerçekten Türk müydü?” sorusu değildir.


Belki asıl soru şudur: Tarihi kim yazar? Ve hafıza kimi saklar?


Yusuf Avcu

Yorumlar