GENCEKLİ MÜDERRİS HACI HÜSAM (HÜSEM) EFENDİ

 

1780’li yıllarda Gencek’te dünyaya gelmiştir. Müderris Hacı Hüsam (Hüsem ) Efendi, dini bütün bir hayat yaşamış, evliyaullahtan, pirlerden, azizlerden, ilim ve fazilet ehli salih bir kişidir.

Hatıp Mehmet Emin Efendi’nin dedesi Hatıp Emin Efendi ile aynı dönemde yaşamıştır. Konya ve Sivas’ta medrese eğitimi almış, müderris olarak Gencek’e yerleşmiş ve Seydişehir’de bulunan Nakşibendi şeyhlerine tabi omuştur.

Gencek’te evi olmasına rağmen, Yukarıköy Mevkii’ndeki eski ev kalıntılarının birinin üzerine ağıl inşa etmiş ve zamanın çoğunu bu bölgede hayvancılıkla uğraşarak geçirirmiştir. Rivayetlerde Hatıp Mehmet Efendi ile birlikte Gencek dağındaki ala geyik(ima keçisi) ve dağ keçilerini, sırayla davar güder gibi güddükleri anlatılır.

Müderris Hacı Hüsam Efendi’nin hanımı bir gün “Ayranımız, yoğurdumuz, sütümüz yok Hocaefendi” diye hocaya sitem eder. Bir olur, iki olur, hanımı bunu tekrar eder durur. Hacı Hüsam Efendi, eşinin gönlünü kırmak istemez “Tamam hanım der”. Hatıp Emin Efendi’nin hanımı Mavış Ebe’de aynı dertten muzdariptir ve o da aynı şekilde eşine sitem etmektedir. Hacı Hüsam Efendi, Emin Efendi ile dertleşir ve onun tavsiyesi üzerine istihare rüyasına yatar. Kalkınca eşine yarın şu vakit İmir Harmanı ile Öteyüz arasındaki felan yerde bulun der. Sarınç, Sık Mezer ve İmir Harmanı arası tüm bölge arpardıç olarak bilinen ardıç ağaçlarıyla kaplıdır.

Sonraki gün, Hacı Hüsam Efeni’nin hanımı yanına Emin Efendi’nin hanımı Mavış Ebe’yi de alır ve oraya gidip ve beklemeye başlarlar. Yukarıdan, Gencek Dağı tarafından koca boynuzlu ala geyikler, yani imalık keçileri sürü halinde su içmeye inerler ve Hacı Hüsam Efendi’nn dediği yere, ardıç ağaçlarının gölgesine gelirler. İki hatun sağarlar geyikleri. Günlerce devam eder bu.


Zaman gelir, Hacı Hüsam Efendi’nin hanımı komşusunun  biriyle ağız münakaşasına girer. Ve saklaması gereken sırlar dökülüverir aağzından. “Ben sizler gibi kıl keçisi mi sağarım. Dağdan geyikler keçiler iner, ima keçisi sağarım ima keçisi ” deyiverir. 

Bir gün sonra yine gider süt sağmaya, ama ne gelen var ne giden. Su içmeye dahi gelmezler. Hacı Hüsam Efendi’in yanına koşar. “Hocam bu gün geyikler gelmedi” der.

Hacı Hüsam Efendi tebessüm eder ve “Ne oldu da gelmediler, yoksa birilerine mi söylemiştin” der. Hanımı da kadınlarla tartıştığını ve tartışırken ağzından kaçırttığını söyler. “Tamam onun için gelmemişlerdir.Hanım ağzını sıkı tutsaydın ya, ne edeceksin sen elin kıl keçisini, ima keçisini. Gurura, kibire kapılmışsın. Sırrı açık etmişsin. Bir daha gelmezler gayri” der. Onlar da herkes gibi kıl keçisi yetiştirmeye başlarlar.

Aradan yıllar geçmiştir. Hatıp Mehmet Emin Efendi, Seydişehir’deki Şeyh Abdullah Efendi’den uzun bir süre ders aldıktan sonra onun halifelerinden birisi olmuştur. Gencek ve çevresinde, Nakşibendi Şeyhi Abdullah Efendi’nin halifesi olarak ders halkaları başlatır. Dersler düzenli hale gelince hocaları Nakşibendi Şeyhi Abdullah Efendi’yi Gencek’e davet eder.

Hatıp Mehmet Emin Efendi ve Hattat Mehmet Vehfi Efendi’nin de aralarında bulunduğu heyet eşeklerin sırtından Sarınç tarafından Gencek’e yaklaşırlar. Belin Başı’ndan aşağı inerken Şeyh Abdullah Efendi’nin atı kendiliğinden Sık Mezer mevkiine yönelir. Allah dostu Müderrsi Hacı Hüsam Efendi’nin mezarının başında durur. İsimsiz, büyük bir mezar taşı vardır sadece. Şeyh Abdullah Efendi atından inip Fatiha okuduktan sonra, orasının Allah dostu büyük  bir zaatın mezarı olduğunu, diğer mezarlarında da öğrenciler, ailesi ve dostlarına ait olduğunu söyler.


       Yine bir gün yoldan geçen birileri, mezarlık olduğunu bilmeden bu ardıç ağaçlarının  dibine gelip dinlenmek için uzanıp yatmışlar. Yatmasına yatmışlar ama ardı ardına öyle kabuslar görmüşler ki, ne uyanabilmişler ne de dinlenebilmişler. Kalk üstümüzden diye türlü kabuslar, kara basanlar yaşamışlar; kıvrım kıvrım kıvranmışlar. Yoldan geçen Zekeriya’lı birisi bunları uyandırmış. Orası mezar yeri demiş. Uyandıktan sonra ordan geçen bir köylüden oranın mezarlık olduğunu öğrenmişler.

Gencekli Müderris Hacı Hüsam Efendi’nin soyu Karamusaoğulları aşiretinden gelmiştri. Köken olarak kardeş sülale olan Çakışlar; Bozoklar’ın Yıldızhan kolunun Avşar boyuna bağlı Karamusalı oymağının Karamusaoğulları, Çakışlar ve Gedik aşiretlerini oluşturmuşlardır. Honamlı yörükleri arasında yer almışlardır. Karamusaoğulları, asıl itibari ile Avşar boyuna tabi olmuş bir Kençek aşiretidir.

Tahminen 1880’li yıllarda Gencek’te vefat  etmiş ve Sık Mezer mezarlığına defnedilmiştir. Sık Mezer Mezarlığı, onun öğrencilerinin, aile bireylerinin ve bazı dostlarının ebedi istirahat yeridir. Eski esimleriyle Sekere –Zekeriya yeni ismiyle Taşlıpınar Köyü’nden Müderris Ali  Efendi’nin mezarı da bu mezarlıktadır.

Yusuf Avcu, Gencek Kençek

Yorumlar