Gencek Gavur Kalesi ve Unutturulan Tarih

 

            Gavur Kalesi; Gencek’te bulunan ve Hitit döneminden kalma iki tarafı uçurum kayalıklarla kaplı, diğer iki tarafında ise sur benzeri kaya oyuklarına gömme yerleşimler bulunan eski bir kale kalıntısıdır. Tepesinde ören yerleri vardır. Kayalığın bir ucunda ise çok yaşlı bir ardıç ağacı bulunmaktadır. Bu ağacın hemen yakınında Gavur Kalesi iç yapısının havalandırma deliği bulunmaktadır. Sorkun tarafındaki diğer ucunda ise, balkon şeklindeki terası ile yüksek uçurum bir kayalık bulunur. 

        Gavur Kalesi’nin çevresinde, bir kale surları gibi dizilmiş eski Gencek taş evleri bulunur. Bu evlerin yapımında eski kale kalıntısı taşlar kullanılmıştır. Yine bu evlerin bir çoğu eski harabe evlerin üzerine inşa edilmiştir. Kalenin hemen ön tarafında, Gedik mahallesine doğru toprak altında kalmış, mediven basamaklarından oluşan bir yol bulunur. Gencek Dağı tarafında ise Su Deposu bulunmaktadır. 

           Gavur Galesi; Gav- Ur; Kav-Ur. Ur/ Uz/ Oğuz Zanaat Merkezi, Oğuz’un Ağaç Kavuğu yani Kıpçak Kalesi demektir. Kırmızı killi topraktan çanak, çömlek, kaşık yapılan zanaat merkezi demektir. Muhtemelen bu kayalığın farklı yerlerinde, bu toprak kap ve kaçaklarda tahıl saklanıyordu. Elbetteki sadece zanaat merkezi değildir. Konumu itibari ile tam bir kaledir. Bu ismi MÖ.1600’lü yıllarda Hititler döneminde almıştır.

Gav, aynı zamanda tahıl tanelerinin kabuğu, kapçık, kıpçak, ağaç kavuğu, ağaçlarda meydana gelen mantar, kav demektir ki; bölgede yaşayan tek tanrılı Hilal inanışlı Homanidler’in aslı Kaşgari Oğuz Türkleri yani Sarı Gıpçaglar, Baş Sakalar’dır. Kençek kavminin atalarıdırlar. Gök Tanrılı, Işık inanışlı oldukları için Homanidler (Hilal inanışlılar, Huma –Umay inanışlılar ) denilmiştir.

Gav-Ur; Kıpçak Oğuz demektir. Gav, Kıpçak; Ur /Gur/ Guz/ Uz ise Oğuz demektir. Oğuz Kıpçak Kalesi  manası çıkar.

Zaten “gavur” kelimesinin günümüzdeki manada kullanımı İslamiyetten sonra olmuştur ve Farsça kökenlidir. MÖ.3500’lü yıllarda İran’da yaşayan Zerdüştler tarafından ise “külle ateş karışımı” şeklinde manalandırılmıştır.

Tepenin üzerinde çanak, çömlek kalıntıları, topraktan yapılmış eşyalar ve ok uçları bulunmuştur.

Kaygış mevkiinde Gavur Mezeri bulunur. Yine aynı isimle, Çamlık Beldesi’nde Gavur Beşiği (Boyalı) Mağarası bulunur. Suluin mağarasının kuzeyinde, bir uçurumun yüzeyinde birkaç metre yüksekliktedir. Mağarada Roma veya Bizans çağından kalma havari resimleri olduğu sanılan tarihi kalıntılar vardır. Gavur Beşiği Mağarası (Boyalı) Hıristiyanlarca kutsal sayılan, eski ve gizli mabet olarak kullanılan bir mağaradır. Gavur Beşiği, Oğuz’un Kıpçak Beşiği manasına gelir. Gav (Kıpçak), Ur (Gur, Guz, Uz, Oğuz) demektir.

Aynı ismi taşıyan Gavur Kalesi, Ankara’nın Haymana ilçesinin Dereköy Mahallesi’ndedir. Kale kalıntıları ve kaya yazıtı bulunur. Gaziantep, Osmaniye, Hatay ve Kahramanmaraş arasında kalan Gavur Dağı’da aynı dönemden kalmadır. Gavur Dağı; Nur Dağı ve Bereket-i Cebel yani Bereket Dağı olarak bilinir. Yünlü Dağ efsanelerinde Sırçalık’ta bulunan tahıl deposundan bahsedilir ki; zanaatla gelen bereket ifadesi yani “Bereket Kalesi” manası tam örtüşür. Batman’ın Hasankeyf ileçesindeki Gavur Vadisi’nde bulunan Gavur Kalesi, Adana’nın Aladağ ilçesindeki Gavur Kalesi, Giresun Alucra ilçesindeki Gavur Kalesi, Osmaniye’deki Gavur Kalesi, Denizli’nin Çardak ilçesindeki Gavur Kalesi, Çankırı’nın Orta ilçesinin Sakaeli Köyü’ndeki Gavur Kalesi, Niğde’nin Ulukışla ilçesindeki Gavur Kalesi, Kastamonu’nu Tosya ilçesindeki Gavur Kalesi aynı dönemlerden kalma Oğuz Kıpçak kaleleridir.

Türkmenistan’ın Merv şehrinde, yani şehirlerin anası denilen Şehristan’da, Erk Kale’nin yanında MÖ. 3. yüzyılda Selevkos İmparatorluğu’na bağlı ve bugün “Gavur Kale” denilen bir şehir kuruldu. Şehir 900 yıl boyunca çeşitli imparatorluklar arasında el değiştirdi.[1]

Divan-ı Lügat-it Türk’te, “Kaz'ın babası olan 'Tonga Alp Er' yani Afrasyap, Merv şehrini yapan zâttır. Afrasyap burayı 'Tahmures' tarafından şehrin iç kalesi yapıldıktan üçyüz sene sonra kurmuştur" yazılıdır. Şehrin iç kalesi Gavur Kale’dir.
 

Alp er Tunga’nın ülke işlerini görüştüğü ve devlet adamlarıyla müzakere ettiği bir “Ulular Meclisi” diğer adıyla “Aksakallılar Meclisi” vardı. Türk tarihinde “Kengeş Meclisi” olarak bilinen bu heyet, ilk dönemlerde Gandzak / Gence’de, Orta Asya hakimiyetinden sonra ise Merv şehrinde bulunmuştur.

Merv’de bulunan Gavur Kalesi mevkii, Büyük Selçuklu Sultanları Çağrı Bey, Sultan Alparslan ve Sultan Sencer’in mezarlarının bulunduğu yerdir. Gavur Kale, Merv şehrinin ilk kurulduğu yerdir. Gavur Kale, Cuma Camii’nin bulunduğu yerdir.

 Şair Hakim Senai Gaznevi, İbnü’l-Cevzî, İbnü’l-Esîr, Sıbt İbnü’l-Cevzî, Bundârî, İbnü’l-Adîm ve Ebu’l-Ferec, Sultan Alp Arslan’ın cesedinin Merv şehrine götürülerek burada babası Çağrı Bey’in yanına defnedildiğini yazarlar. XIII. yüzyıl müelliflerinden İbn Hallikan, Çağrı Bey’in Merv’de bir medreseye defnedildiğini kaydeder.

XIV. yüzyıl Memluk tarihçilerinden Halil b. Aybek es-Safedî, Melikşah’ın, babası Sultan Alp Arslan’ı Merv’de kendi meliklik döneminde yaptırmış olduğu medresede defnettiğini kaydeder.

Ramazan Şeşen,49 Arapça Kaynaklar üzerinde yaptığı çalışma sonucunda, Sultan Alp Arslan’ın cenazesinin Oğlu Melikşah ve Veziri Nizâmü’l-Mülk tarafından orduyla birlikte Merv’e getirilerek Merv Medresesi’nde babasının kabri yanında gömülmüş olduğunu tespit etmiştir. Alp Arslan’ın babası Çağrı Bey, 1059 yılı sonlarına doğru vefat edince önce Serahs’ta defnedilmiş ancak sonradan oğlu Sultan Alp Arslan tarafından Merv’de yaptırılmış (Cuma Camii) Türbesine nakledilmiştir.[2]

İslâmî Kaynaklar, Melik Çağrı Bey’in ve oğlu Sultan Alp Arslan’ın defnedildiği şehrin, bugün Türkmenistan sınırları içinde yer alan Merv şehri olduğunda birleşmektedirler. Kuruluşu Milad’dan öncelere dayanan Merv şehrinin ilk kurulduğu yer olarak tahmin edilen Gavur Kale (Gaur Gala), VIII. yüzyıldan itibaren batı yönünde genişleyerek Sultan Kal’a adı verilen ikinci bir bölge daha ortaya çıkmıştır.

Sultan Sencer, Selçuklu Başkenti olan Merv şehrine en parlak dönemini yaşatmış, Merv’i geliştirerek şehrin batısında yeni surlar yaptırmak suretiyle “Sultan Kal’a” olarak anılan Yeni Merv Şehri’nin kesin olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Eski Merv’i çevreleyen eski surların bulunduğu bölge de Gavur (Gaur) Kale olarak adlandırılmaktadır.

Şimdi akıllara şu soru gelmektedir: Başoğuzlular, Selevkoslar ve Büyük Selçuklular döneminde Türklerin merkez kalesi olarak bilinen ve adlandırılan, Oğuz Kıpçak Kalesi demek olan Gavur Kalesi’ni “Kafir Kalesi” olarak öğretip zihinlerimize kazıyanlar kimlerdir? Tarihimizin belkide en büyük delillerinin ortaya çıkacağı bu yerleri gözümüzde öcü gibi gösterip viraneye çevirenler kimlerdir?

Bizim tarihçilerimiz, öz Türk tarihini Helen tarihi olarak adlandıran Avrupalı oryantalistlere daha ne kadar inanacaklar ve onları nereye kadar referans olarak alacaklar?

Binlerce yıllık öz Türkçe kelime olan ve Oğuz’un Kıpçağı manasına gelen “Gavur” kelimesini; hayatımıza İslamiyet’ten sonra yerleşen “Kafir” kelimesine ne zaman ve nasıl dönüştürdük?

Öz ve öz Türk kalesini, nasıl dinsiz kafir ilan ettik?

Hiç düşündünüz mü?

Yusuf Avcu, Gencek Kençek

 

Yorumlar