Asar, Ardıçlı Asar Antik Yerleşimleri ve Son Kale Efsanesi

 

 

Gencek’in en gizemli yerlerinden birisidir. Ortasından yaklaşık 150 metre  derinliğinde sığ bir vadi geçen iki yüksek kayalık mevkiden oluşmaktadır. Asar’ın iki yakası çok eski zamanlarda birbirinden ayrılmış gibidir. Derin vadi içerisinden Sorkun Deresiakmaktadır. Asar’ın tepe kısmında ören yerleri ve duvarları bir hayli kalın ev kalıntıları bulunmaktadır. Tüm çevreyi gözetleyebilecek şekilde bir yapısı olan Asar’da, çoğunlukla pinar ve meşe ağaçları bulunur.

Asar’ın içerisine girmek ise, bir hayli zor ve çok tehlikelidir. İçinde su kuyuları ve yukarı doğru uzun bir havalandırma boşluğu bulunduran gizemli bir mağara bulunmaktadır. Girenler yan duvar taşlarında bazı hayvan figürleri gördüklerini ve dokuz adet su birikintisi olduğunu söylemişlerdir. Mağaranın ince ve uzun tünel şeklindeki uzantılarının Peynirli İni ve Sorkun bölgesinden çıktığına dair rivayetler de bulunmaktadır.

Asar; Gur soyluların kalesi, yani Oğuz Kalesi anlamına gelir. As-Gar, As-Gur, Kaşgar kelimeleri ile aynı kökenden gelir. As-Ar; As Eri, As Bir, As-Ur, Ur- Ar, Ur-Ar-Tu gibi fonetik söylenişleri vardır. As, Ön-Türkler’in de ismidir. Asya, ya da Hitit dilinde Asowa, Assuwa; AS ülkesi, AS yurdu, AS soyu, AS oğulları demektir. Ar yani Ur / Gur soyluların kalesi manasına gelir ki, zaten iç kısmındaki mağara doğal kale olarak kullanılmıştır. Kaya içi kalenin uzunca bir havalandırma deliği, mağara girişleri, taş merdivenler ve Asar’ın tepesinde yerleşim kalıntıları bulunur. Ar aynı zamanda “bir” demektir. Seydişehir yakınlarındaki Asartepe antik kentinin eski adı Amblada’dır.

Farklı dönemlerde Orta Asya’dan göçler alan Anadolu, MÖ.6500- 6000’lerde “AS” ve “ASİ” adı verilen Ön – Türklerin yurdu idi. Bazi kaynaklarda Az, Os, Oz, Us, Uz adlarıyla geçen bu topluluk, kendilerine İskit, Saka, Assaka, As-Kel-At gibi adlar verilmiş olan AS kavmi idi.Türkçe olan Peçenekçe bir dil kullanıyorlardı. Ön Türk kökenli esli Lydia Devleti’nin güney yarısını oluşturuyorlardı. İlk merkezleri Küçük Menderes havzasındaki Brigi’de bulunan “Asar Tepe” idi. [[1]]

Hitit kralı II.Tudhalia (İ.Ö. 1460-1440) askeri sefer düzenlediği bu coğrafya için anallarında ASSUWA adını kullanır. Assuwa, Asuwa bazen de ASOVA olarak da geçer.  ASYA” sözcüğünün Hititce aslı “ASOWA” idi. Bu ise AS ülkesi, AS yurdu, ya da AS soyu, AS oğulları anlamındaydı. Vivien de Saint Martin AS ya da ASİ adı için: “ASİ adının İ.Ö. 1300 yıllarında Küçükmenderes kıyılarına yerleşmiş olan SCYT (diğer adları İskit, Saka, Assaka, As-Kel-At) toplumu ile ilgili büyük bir kavim olan AS(ASES) kavminin adından gelmiş olması çok güclü bir olasılıktır” bilgisini verir.

Macar bilgini Peter Vaczy ise: “İskitler… aslında tüm Türkistan’ı ve üstelik tüm Sibirya bozkırlarını kaplaması altında bulunduruan büyük SAKA kavimler ailesinden çıkmıştır” der.

S.G. Agacanov: “X. yüzyılda Oğuzlar arasında Peçenekler ve AS’lar bulunuyordu.” bilgisini verir. Lev Nikolayeviç Gumilev ise “Asya Kıtası’nda Sayan Sıradağları ile Altaylar arasında AS’ların yaşadığını” belirtir.

Abu Reyhan Biruni: “Ceyhun Irmağı’nın taşarak Oğuz ülkesini sular altında bıraktığını buradaki ALAN ve AS’ların Hazar sahillerine göçtüklerini” bildirir. Grjimaylo ise: “AS’ları Türk oymakları arasında gösterir”.[2]

Bu durumda tarihte AZ, OS, OZ, US, UZ, adlarıyla da bilinen, kendilerine İSKİT, SAKA, ASSAKA, AS-KEL-AT gibi adlar da verilen AS’lar, aslında Türkçe olan Peçenekçe bir dil konuşuyorlardı. Peçenekler ise Kençek kökenli bir kavimdir. Zaten AS’lar ile KAS’lar aynı kavimdirler. Farklı dönemlerdeki adlarıdır. Kas’lar Kençekler’in atalarıdırlar. Dillleri aynıdır. Sümer Devleti’nii kuran topluluklardan birisi olan Kas’lar, III.Babil Devleti’ni kuran kavimdir.

Tarihte Prototürk (Ön Türk) AS’ların yaşadığı, Yukarı Küçükmenderes yöresi Prototürk (Ön Türk) kökenli eski LU-UD-ya (Lydia) Devleti’nin güney yarısını oluşturur. Birgi’nin doğusundaki halkın “Essar Tepe” dediği yer, araştırmacılar tarafından “Asar Tepe” olarak adlandırılır.

Efsanelerde bu bölgenin Romalılara karşı direnen Türklerin son kalelerinden birisi olduğu anlatılır. 1017 yılında Basileus (Baş ile Uz) Başoğuzlu İmparatorluğu dağılınca Kençek kökenli büyük bir topluluk, ata toprağı olarak gördükleri bu bölgeye gelmişler ve bölgedeki mağaralarda yaşamışlar. 150 yıl boyunca bölgeyi Romalılara teslim etmemişlerdir. Son olarak Roma ile bir anlaşma yapmışlar  ve Roma’ya bağlı olarak  burada yaşamaya devam etmişlerdir.

Rivayetlerde Büyük Selçuklu Devleti sultanı  Sencer bu bölgeyi fethetmek için gelmiş, ancak bütün girişimleri sonuçsuz kalmıştır. Bölgeyi savunanların Kençek kökenli eski Türk kabileleri olduğunu anlayınca, bölgeye başka bir Kençek kökenli kabile olan Sarı Gıpcag yani Sarı Gencik kabilesini göndermiş, onlar anlaşarak bölgeye yerleşince de bölgeyi sünnileştirmek için Seyyid Harun’un talebelerini görevlendirmiştir.

Asar’ın içinde ve tepesindeki evlerde yaşayanlar, Dereyüzü mevkiindeki platolarda ve Sorkun Deresi çevresindeki arazilerde ekip biçer ve burada bulanan kaya merdivenlerden yukarı Asar’a çıkarlarmış.

Bölgede devasa büyüklükte bir yılanın dolaştığına dair tekrarlı rivayetler ve hikayeler, halkın kayalıklardan uzaklaşmasına neden olmuş. Ancak her ne hikmetse bölge taş ocağı şirketlerinin ilgisini çekmiştir. Halktan gelen tepkiler engel olmuş olsa da, bir an evvel bu tarihi kayalığın taş ocağına dönüşmeden sit alanı ilan edilmesi, gerekli inceleme çalışmaları yapılarak hem Gencek’e hem de turizme kazandırılması gerekmektedir.

Yusuf Avcu, Gencek Kençek



[1] Behiç Galip, Birgi Kent Kitaplığı Serisi No:1, Birgi Coğrafyası, Halk Bilgisi, Tarihçesi, Tarihi Yerleri,

[2] Yavuz Behiç Galip, Birgi Kent Kitaplığı Serisi No:1, Birgi Coğrafyası, Halk Bilgisi, Tarihçesi, Tarihi Yerleri, 2005

Yorumlar